KOLEJ YILLARI



T.E.D. Ankara Koleji, ortaokul yılları Fenerbahçe fanatizmimin zirve yılları oldu. Aynı zamanlarda ülkemiz de uzun yıllar süren AP iktidarlarından sonra İnönü sonrası bir CHP iktidarı arayışı içindeydi. 1973 yılında Bülent Ecevit'in ilk koalisyon hükümetini kurması gençler arasında büyük heyecan uyandırmıştı. Sosyal demokratlık günün modasıydı, herkes kendini ülkenin kurtarıcısı Ecevit olarak görüyor, Ecevit gibi konuşuyor ve hepimiz, başmuavin Ali Bey'in kovalamalarına rağmen, Kolej'de ceketlerimizin altına mavi gömlek giymeye başlıyorduk.

Ankara Koleji, kültür seviyesi nispeten yüksek fakat genellikle zengin olmayan ailelerin başarılı çocuklarının gittiği bir okuldu. Bizim okuduğumuz dönemde Kolej, öğrencilere iyi bir eğitim ve İngilizce verme gibi bilinen özelliklerinin yanında, topluma düzgün insan yetiştirme iddiası da olan bir müesseseydi. Burada ''düzgün insan nedir?''i tartışmak istemiyorum ama ne demek istediğimi anlıyorsunuz umarım. Bugün dönüp geriye baktığımda bu iddianın, o kadar da gerçekten uzak olmadığını düşünüyorum. Kolej geleneğinin ve Kolejli öğretmenlerin yarattığı ortam, öğrencilerin kendilerini ifade edebilme yönlerini besliyordu. Haksızlığa uğradığımızda ayağa kalkıp hocaya itiraz edebilecek, koridorda bir başmuavinle iki eşit insan gibi rahatça konuşabilecek fakat kazandığımız bu medeni cesareti laubalilik ve terbiyesizliğe vardırmayacak bir şekilde yetiştirdi Kolej bizi. Son yirmi yılda okulumuzun gittikçe düşen eğitim seviyesi ancak bu çok önemli özelliğiyle dengelenebildi kanımca.

Ankara Koleji yılları on onbir yaşındaki genç insanların kravat-ceketle, basketbolla, okul marşıyla, ülke politikasıyla ve birey olmayla tanıştığı yıllardı. Bir de tabii güzel kızlarla ama konumuz dışı olduğu için geçiyorum. Peki geçmeyelim, bizim sınıfın iki tane gerçekten güzel kızı vardı, her ikisi de çok akıllı ve başarılı olup her dönem iftihar ve derecelere girerlerdi. Bunlardan biri hala görüştüğümüz (ve hala güzel olan) film prodüktörü arkadaşım Füsun, diğeri ise şimdi bilgisayar danışmanı olan 18 yıllık eşim. Gördüğünüz gibi Kolej yıllarını unutmak pratik olarak zaten mümkün değil benim için. Konumuza dönüyorum. Okulumuzun geleneği olarak, hangi takımı tutarsanız tutun, basketbolda mutlaka ve mutlaka KOLEJLİ olmak zorundaydınız. Zaten istemeseniz de olurdunuz. Hangi lisenin basketbol birinci liginde takımı var? (Eşim bu noktada Darüşşafaka'yı unuttuğumu söyledi ama onlar sayılmaz çünkü henüz yeniler birinci ligde) Cumartesi ve Pazar günleri Ankara Atatürk Spor Salonu'nda, şeref tribününün karşı tarafındaki tribün Kolejli ortaokul öğrencilerinin azma yeriydi. Bu tribünü dolduran ondört-onbeş yaşlarındaki kızlı-erkekli Kolejli çocuklar akıllı, haylaz, esprili ve muziptiler. Aynı yıllarda bir Kolejliler - ODTÜ lig maçı oynanıyordu. Karşı tribünü dolduran çoğu Kolej mezunu ve bir kaç yıl öncesine kadar bizim tribünde oturan yeni solcu ODTÜ'lüler maç öncesi dayanılmaz tezahüratımız sonunda bunalarak ''burjuva piçleri'' şeklinde tempo tutmaya başladılar. Durumu hemen anlayan ve tezahürat savaşını kazanmaya kararlı Kolejlilerden bir kaç saniye içinde ''Bağımsız Türkiye'' tezahüratı yükseldi. Bir anda zor duruma düşen ODTÜ tribünlerinden doğal bir alkış koptu. Genç dimağlar küçük bir manevrayla yeni solcu ağabey ve ablalarını altetmişler, iki olayı birbirine karıştıran dogmacı zihniyet kendi silahıyla yenik düşmüştü. İşte böyle canlı ve eğlenceli bir yerdi bu tribün. Eşimle aramızdaki duygusal ilişkinin ilk resmiyete dökülmesi de 1976 yılı Ocak'ında, Atatürk Spor Salonu'nun adı geçen tribününde ve bir ODTÜ - Yenişehir maçı sırasında oldu. Gerçi maçı seyredemedik ama yirmi yıl sürecek bir beraberliğin tohumlarını attık o gün.

Ankara Koleji, Türk basketbolunun gelişmesinde önemli yer sahibidir. Barış, Aytek, Murat (Didin), ''P'' Yavuz, Ercüment hep Kolej'in yetiştirdiği yeteneklerdi. Bunun temelinde ise Ankara Koleji ortaokul ve lise kısımlarının toplam üç kapalı spor salonunun olması ve okulun basketbolu mecburi tutması geliyordu. Ortaokul öncesi hazırlık sınıfından başlayarak beden eğitimi dersinin parçası olarak aynı yıl şubeleri arasında birer basketbol turnuvası düzenlenirdi. Okulun kapalı spor salonunda tüm sene boyunca bu turnuva sürer, beden eğitimi derslerini birlikte yapan A ve B, C/D, E/F ve ta R şubesine kadar iki şube tek takım halinde bu turnuvaya katılırlardı. Bütün bunların futbolla ne ilgisi var diyeceksiniz şimdi. Evet yok, ben de zaten laf olsun diye anlatıyorum bunları. Yok, yok tabii var. Futbol, okulumuzun temsil ettiği ''sosyal sınıfa'' uygun olmadığından dolayı Ankara Koleji Ortaokul Bölümünde hiç bir şekilde desteklenmezdi. Spor dalı olarak sırasıyla basketbol, voleybol, hentbol, atletizm ve hatta eskrim bile desteklenir ama Türk sporunun ana konusu ve toplumun en büyük ilgi odağı futbol, her nasılsa spordan sayılmazdı. Dolayısıyla okulumuzda futbol sahası veya kalesi bulunmazdı. Futbol, ön bahçedeki hentbol kalelerinde ve beden eğitimi hocalarından korkularak oynanırdı. Ah o hentbol kale direklerinin dili olsa da anlatsalar toplam kaç saat hentbol, kaç saat futbol oynandığını gölgeleri altında. Tabii ki bu okulun öğrencileri uzaydan değil toplumun içinden geldikleri için hemen herkes aslında futbol delisiydi.

Ortaokul ikinci sınıfta bu durum artık canımıza tak dedi ve okulun toprak olan arka bahçesinde ''gayrıresmi'' bir futbol turnuvası düzenledik. Turnuvanın kuralına göre şampiyonaya yine en fazla iki şube tek takımla katılabilecekti ancak ille de A ile B kuralını kaldırmıştık ayrıca sene farkını da kaldırmıştık. Özgürlükçü yeni kurallarımıza göre isterlerse ortaokul birinci sınıf takımlarından son sınıf takımlarına kadar herkes bu turnuvaya katılabilecekti, yaş farkını kaldırıyorduk. Sanıyorum bu turnuvayla en çok ilgilenen kişi Mahir adında kendisi futbol oynamayan bir arkadaşımızdı. Her neyse, benimle birlikte futbol tutkunu bir kaç arkadaş ''B'' şubesindeydik, yanımızdaki ''C'' şubesinde de çok iyi futbol oynayan ve sevdiğimiz arkadaşlarımız vardı. Hepimiz gayet iyi top oynuyorduk ama bu, şubelerarası geleneği bozmamızın tek nedeni değildi, bu takımda oynayacak herkes, bir kişi dışında Fenerbahçeliydi.

Kalede Ferda, sonra Ayhan, Bekir, Yüce, Bahattin, Ercan, Ergun, Cihan, Emre ve benden oluşan ve ''C'' şubesindeki Fenerbahçe hastası kız arkadaşımız Mehtap'ın da önayak olmasıyla, ''B-C Karması'' sekizerden oynanan ortaokul futbol turnuvasına, on kişilik kadrosuyla hazırdı. Katılan takımlar arasında bir tek bizim takımımız bir örnek formalarla oynadı tüm maçlarını, formalarımız da (evet bildiniz) sarı-lacivert çubuklu forma, beyaz şort, beyaz çorap. Bir tek Ercan Fenerli değildi ama tek yabancı oyuncu kuralını düşünerek bunu kolayca sindirdik içimize. Ercan bir Beşiktaşlı olarak, sarı-lacivert formayla sahaya çıkmaya itiraz etmedikten sonra bizlere hiç bir şey söylemek düşmezdi.

B-C Karması ortaokul ikinci sınıf takımı olduğu halde bir yıl süren şampiyonayı kolayca kazandı. Bu takım o kadar iyiydi ki, kaleciden gelen el degajından, top karşı kalede gol olana kadar hiç yere değmeden yedi-sekiz pasla gol attığımızı bile hatırlıyorum. Takımda herkes birer varyete ustasıydı. Bu takımdan Ercan, Emre, Bahattin ve ben daha sonra T.E.D. Ankara Koleji'ni Türkiye Liselerarası Futbol Şampiyonası'nda lisanslı olarak temsil ettik, Ferda basketbol genç Milli oldu, takımın kaptanı Cihan lisede okulumuzdan ayrıldı ama Ergun bence aramızda en yeteneklimiz olmasına rağmen lise takımında oynamak istemedi, tembeldi ve antrenmana gelemezdi. Çok uğraştım lise yıllarında onu razı etmek için ama olmadı. B-C karması maçlarını, hınca hınç dolu ortaokul arka bahçesinde oynardı. ''A'' binasının bahçeye bakan pencereleri salkım salkım insan dolu olurdu, bu insanların bir kısmı okulun en iyi takımını seyretmek için, ama eminim bir kısmı da gözlerini kısıp sahaya yayılan sarı-lacivert formalara bakarak hayal kurmak için gelirlerdi...

B-C karması finalde ve karlar altında yine ikinci sınıf takımı 2R'yi 7-1 yenerek şampiyon oldu. Turnuva sonrası, Ankara Koleji Lise bülümü birinci sınıf öğrencileri aralarında bir takım kurarak ''Ortaokul Şampiyonu'' B-C karmasını kendileri ile özel bir maç yapmak üzere lise bahçesine davet ettiler. Bir öğle tenefüsünde ve bir bahar günü sarı-lacivert formalarımızla deplasmana, lise bahçesine çıktık ve kıran kırana bir maçtan sonra Lise 1 karmasını 3-1 yendik. Bizlerden iki yaş büyük oyunculardan kurulu Lise 1 karması, yetenek ile zerafete ve tabii sarı-lacivert formalara yenik düşmüştü...

[GİRİŞ] [Indeks][TAŞRALI TARAFTAR]


EDİTÖR NOTU: İlk baskısı Ağustos 1996 tarihinde 1907 Fenerbahçe Derneği'nin katkılarıyla yayınlanan ve Ekim 1996 tarihinde "bestseller" olan Sayın Faik Genç'in "YÜKSELEN ATEŞ - Bir Taraftarın Hayatı" adlı futbol ve Fenerbahçe üzerine yazılmış bu değerli eserine ait bazı bölümlerini kendisinin özel izniyle yayınlıyorum. Bu bölümlerin yayınlanması için gerekli izni veren Sayın Faik Genç'e çok teşekkür ederim.

Bu bölümlerin her türlü yayın hakkı Faik Genç'e aittir. Bölümlerin herhangi bir şekilde kopyalanması veya yayınlanması, yazarın önceden vereceği yazılı izne bağlıdır.



DİKKAT: Bu site içeriğindeki tüm materyaller, yazı, makale, araştırma, bildiri, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca korunmakta olup, Alper Duruk'un (www.turkfutbolu.net) yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez, her ne suretle olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz. Alper Duruk (www.turkfutbolu.net) tarafından içeriği üretilen söz konusu bu site içeriğinden izinsiz kopyalama yapmak, T.C. yasa ve hükümlerine tabidir.

Copyright © 1998-2006 Alper Duruk (www.turkfutbolu.net)

ALPER DURUK'UN SAYFASI | FUTBOL VERI BANKASI | TURK FUTBOLU ARSIVI