ÇUBUKLU FORMA



Takımımızın renkleri sarı-lacivert olalı beri, yani klasik sarı-beyaz başlama hikayesini bir tarafa bırakacak olursak, en popüler formamız çubuklu formamız olmuştur. 1960'ların ve 1970'lerin başarılı kadroları karşımıza hep sarı-lacivert çubuklu forma, beyaz şort ve beyaz çoraplarla çıkmışlardır. Bu dönemde sadece Ankaragücü maçlarında, renklerin karışmaması ve Ankaragücü'nün de çubuklu forma giymesinden dolayı, Fenerbahçe çoğunlukla düz beyaz formalar giymiştir. Bilemiyorum aranızda kaç kişi hatırlıyor 1973/74 sezonunda düz beyaz formalarla İstanbul'da Ankaragücü'nü 1-0 yendiğimiz lig maçında Osman Arpacıoğlu'nun kafayla topu yere vurdurarak direğin hemen içinden ağlara gönderdiğini...

Bilemiyorum diğer futbol taraftarlarında da bende olduğu kadar forma takıntısı var mı? Bana göre sahada giyilen formalar takımın daha doğrusu kulübün kişiliğini yansıtır. Futbol rekabetli bir şekilde oynandığından beri bir kavimler, klanlar mücadelesi olmuştur. Kavimlerin de renkleri ve bayrakları vardır. Ne kadar da sevsek, aşık olsak, ne kadar da belleğimizde iz bıraksalar oyuncular, teknik direktörler, başkanlar gelip geçer ama kulüp ismi ve bence yeşil sahadaki görüntüsüyle (yani forma) yaşamaya devam eder.

1980'lerin başından itibaren batı dünyasında Amerikanlaşmanın iyice kendini göstermesi ile birlikte spor endüstrisi büyük bir atılıma girdi. Spor malzemesi üreticisi Adidas, Umbro, Nike, Reebok, Puma gibi büyük isimler gelişmiş Avrupa ülkelerinde futbol kulüplerini bir kaç senelik kontratlarla isimlerine bağlamaya başladılar. Bunun arkasında yatan formaların ve şortların bir köşesinde küçücük yazan isimleri değildi. Tabii ki amaç para ve hedef kitle de, tüketici yani bu durumda futbol taraftarlarıydı. Bu ülkelerde spor malzemesi satan dükkanlarda takımların sahada giydikleri kıyafetlerin aynıları ''replica'' adı altında satılmaya başlandı. ABD'de 1950'lerden beri süregelen basketbol ve Amerikan futbolu malzemelerinin taraftarlara satılma olgusu işte böylece futbola ve Avrupa'ya girmiş oldu.

Genellikle beş-on senelik kontratlarla kulüpleri Adidas veya Nike giymeye bağlayan spor malzemesi üreticisi devler, şapkadan ikinci tavşanı da çıkararak iki yılda bir forma değişikliğini de getirdiler. Böylece taraftarlar her iki yılda bir yeni forma satın alacaklar ve tribünlerde giyeceklerdi. Arkadan dahası da geldi. Özellikle İngiltere'de takımlar, deplasmanda zaten değişik renkli forma giyiyorlardı. Bu sayede bir sezon kendi sahası forması değiştiriliyor, ertesi sezon deplasman formasının yenisi çıkıyordu, taraftarlar da her yaz yeni bir forma alır duruma geldiler. Hele hele ünlü İngiliz kulübü Manchester United durumu öyle bir abarttı ki bir ara 3 değişik deplasman forması giymeye başladılar. Bu durumda Manchester United taraftarı çocuklar, anne-babalarından bir kaç ayda bir yeni forma almalarını istemeye başladılar.

Bugün Kadıköy Fenerbahçe Stadının özellikle kartlı yani sosyetik ve cep telefonlu bölümünde bir çok taraftarın üzerinde, Fenerbahçe formasından çok aynı renkleri taşıdığından Parma, Juventus deplasman forması veya Leeds United deplasman formaları görülüyor. Fakat Türkiye'de de yavaş yavaş yukarıda anlatılan gelişmelerin hız kazanmasıyla bu durum değişecek. Bunun bence ilk müjdecisi, 95/96 sezonunda teknik direktörümüzün Brezilyalı Carlos Alberto Parreira olması ve gollerden sonra Brezilya usulü GOOOOOOOOOL sesleriyle ardından samba çalınan yeni ses düzenimize uygun olarak, Brezilya Milli takımı forması benzeri formaların giyilmeye başlanması idi. Sezon başında giyilen sarı üst, lacivert şort ve beyaz çoraplardan oluşan Brezilya formalarından sonra, sanıyorum Beşiktaş maçında, düz lacivert forma, beyaz şort ve lacivert çoraplardan oluşan ikinci Brezilya versiyonu sunuldu gözlerimizin önüne ve televizyon ekranlarımıza. Bu formalar, Brezilya Milli takımı tarafından renk karışma ihtimali olan maçlarda 1950'lerden beri giyilir. Dikkatli okurlarımız 1974 Dünya Kupasında Brezilya'nın Holanda'ya bu formalarla 2-0 yenilerek elendiğini hatırlayacaklardır. Konuyla ilgili olmamasına rağmen bu kadroda Rivelino, sarışın Francisco Marinho ve o maçta kırmızı kart gören Louis Perreira'nın da olduğunu meraklılara hatırlatalım. Ne gariptir ki o maçta Hollanda da klasik formalarını bırakmış ve sahada düz beyaz formalarla yer almıştı, sahanın yıldızı da ikinci golü de atan Johan Cruyff'tu.

Ne diyorduk, evet Fenerbahçe ve yeni Brezilya formaları. Şayet şüphelerim doğruysa yakında bu iki tip forma spor mağazalarında satılmaya başlanacak ve önümüzdeki sezon bunlardan bir tanesi değişecek ve böylece her sezon satın alabilmek için en az bir yeni forması olacak Fenerbahçe taraftarının. Dolayısıyla Adidas da tanesi mesela 50 Amerikan Doları karşılığı Türk Lirasından satılacak bu formalardan, senede en az kırk-ellibin adet satacak. Kulüp de isim hakkı karşılığı olarak bu gelirin mesela yüzde yirmisini alacak. Kısaca oyun bu, fakat bu bir ekonomi kitabı olmadığı için yeniden kulüpler ve formaları konusuna dönmek istiyorum.

Köklü Kulüpler

Dünya futbolunda köklü kulüpler deyince eminim bir çok futbol tutkunu aşağıdaki isimleri kolayca sayabilirler.

İngiltere : Manchester Utd, Liverpool, Arsenal, Tottenham

Almanya : Bayern Munih, FC Köln, Eintracht Frankfurt

İtalya : Juventus, AC Milan, Inter Milan, Lazio

İspanya : Real Madrid, FC Barcelona, Atletico Madrid

Hollanda : Ajax, Feyenord, PSV Eindhoven

Brezilya : Santos, Sao Paola, Flamengo

Arjantin : River Plate, Boca Juniors, Independiente

Portekiz : Benfica, Porto

Fransa : Paris Saint Germain, St.Etienne

Yunanistan : Panathinaikos

Sırbistan : Kızılyıldız Belgrad

Hırvatistan : Dinamo Zagrep, Hajduk Split

Rusya : Spartak Moskova

Bulgaristan : CSKA Sofya

Çek Cumh. : Sparta Prag

Macaristan : Ferencvaros

Ülkemizde de Fenerbahçe, Galatasaray ve Beşiktaş (pardon Trabzon) köklü kulüplerdir. Köklü tanımında tartışma açmak istemiyorum ve hatta yukarıdaki isimlerin arasında olması veya olmaması gereken isimler olduğunu düşünenler de eminim çıkacaktır fakat sanırım herkes hangi kulüpleri kastettiğimi anlıyor. Bu durumda size biraz daha ilginç bir bilgi vermek istiyorum. Yukarıdaki köklü kulüpler arasında bu yıl Bayern Münih dışında hemen hepsi kendi sahalarında klasik formalarını giymeye devam ediyorlar.

Türkiye'deki köklü kulüplerin klasik formaları da aşağıdaki gibidir:

Fenerbahçe : sarı lacivert çubuklu forma-beyaz şort-beyaz çorap

Galatasaray : sarı kırmızı parçalı forma-beyaz şort-kırmızı çorap

Beşiktaş : beyaz forma-siyah şort-beyaz çorap

Bu klasik formaları 1995/96 sezonu birinci devresi içinde Beşiktaş en çok, Fenerbahçe yedi-sekiz kez ve Galatasaray da beş-altı kez giymişlerdir. Benim açımdan deplasmanlarda ne giyildiği o kadar da önemli olmamakla birlikte (ki renkler karışmadığı durumlarda klasik formalar giyilmeye devam edilmelidir) Fenerbahçe kendi sahasında, kendi seyircisi önünde her zaman sarı-lacivert ince çubuklu forma, beyaz şort ve beyaz çoraplarla yer almalıdır.

Biz Fenerbahçe taraftarları bu kıyafetten sıkılmayız. Biz en güzel günlerimizi, en büyük başarılarımızı bu görüntü içinde yaşadık. Numaralı tribünden sahaya baktığım zaman bir an için bile olsa, Tarık soldan topla inerken onu Kaptan Ziya (Şengül) zannedebilmeliyim. Bir kulübün bağlı taraftarı olan herkes ne demek istediğimi anlayacaktır. Ticari nedenlerle senelik forma değişikliklerini deplasmanlarda giyeceğimiz formalara bırakalım ve bu Brezilya şakası biter bitmez lütfen klasik çubuklu formalarımıza dönelim. Şayet sebep Adidas ve değerli eski başkanımız Emin Bey ise, kendisinin zaten ne demek istediğimi çok iyi bildiğine eminim, saygılarımla.

Yazarın Notu

Yukarıdaki bölümler 95/96 sezonu birinci devrenin sonunda yazılmıştı. Benim gibi düşünen başkaları da olmuş olacak ki, Fenerbahçe ligin ikinci devresinde yeni, beyaz yakalı, çubuklu ve bence harika formaları giymeye başladı. Hatta eski kaptanlarımız Müjdat ve Rıdvan'ın sütunlarında da, bu formaların ilk göründüğü Karşıyaka deplasmanı sonrası, konuya ilişkin memnuniyetleri yer aldı. Başka bir sürpriz ise beyaz renk sırt numaralarının belki on yıllık bir aradan sonra geri dönüşüydü. Bu gelişme üzerine kitaptan bu bölümü çıkarmayı düşündüm. Ancak konunun taraftar için önemini bilerek ve ilerde hata yapılmasına gücümüz yettiğince mahal vermemek amacıyla, bu notla birlikte ve eski haliyle bu bölümü yayınlamayı uygun buldum.

[TAŞRALI TARAFTAR] [Indeks][AYKUT]


EDİTÖR NOTU: İlk baskısı Ağustos 1996 tarihinde 1907 Fenerbahçe Derneği'nin katkılarıyla yayınlanan ve Ekim 1996 tarihinde "bestseller" olan Sayın Faik Genç'in "YÜKSELEN ATEŞ - Bir Taraftarın Hayatı" adlı futbol ve Fenerbahçe üzerine yazılmış bu değerli eserine ait bazı bölümlerini kendisinin özel izniyle yayınlıyorum. Bu bölümlerin yayınlanması için gerekli izni veren Sayın Faik Genç'e çok teşekkür ederim.

Bu bölümlerin her türlü yayın hakkı Faik Genç'e aittir. Bölümlerin herhangi bir şekilde kopyalanması veya yayınlanması, yazarın önceden vereceği yazılı izne bağlıdır.



DİKKAT: Bu site içeriğindeki tüm materyaller, yazı, makale, araştırma, bildiri, görüntü, doküman, fotoğraf, resim, ses, işaret veya sair fikir ürünleri 5846 Sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu uyarınca korunmakta olup, Alper Duruk'un (www.turkfutbolu.net) yazılı izni olmadıkça kullanılamaz, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez, her ne suretle olursa olsun ticari amaçla çoğaltma ve yayma yapılamaz. Alper Duruk (www.turkfutbolu.net) tarafından içeriği üretilen söz konusu bu site içeriğinden izinsiz kopyalama yapmak, T.C. yasa ve hükümlerine tabidir.

Copyright © 1998-2006 Alper Duruk (www.turkfutbolu.net)

ALPER DURUK'UN SAYFASI | FUTBOL VERI BANKASI | TURK FUTBOLU ARSIVI