ŞEHİT FUTBOLCULAR BELGESELİ - 3.BÖLÜM



"Büyük Taarruz" emri futbol maçında verildi

Türk futbolu, ülke savunması karşısında üzerine düşen görevi, sayısız şehitler vererek yerine getirmiştir... Mustafa Kemal, onca telaşı arasında, futbol şehitleri için yazılan "Kin" adlı şiiri tümüyle ezberlemiş ve Ruşen Eşref Ünaydın'ın anlatımıyla "Kendi kendine olduğu anlarda, bağıra bağıra okumuştur..."
Üç büyükler, Çanakkale ve Kurtuluş Savaşları'na doğrudan katılmış, Fenerbahçe ise Anadolu'ya silah kaçırma işinde, birinci derecede aktif görev almıştır.
Atatürk ve futbol, milli mücadele döneminde de birbirinden kopuk değildi... Hatta Büyük Önder, Büyük Taarruz'un ilk emrini, bir futbol maçında vermişti... Bu olay, Türk futbol tarihinin, asla unutulmaması gereken müthiş bir gerçeğidir.
Çünkü bir futbol maçı, daha sonra Türkiye Cumhuriyeti'ni yaratacak bir zafere imzasını atıyordu.
Şimdi, bu muhteşem olay için, zaman tüneline girelim...
1922 yılında, temmuz ortalarındayız... Kurtuluş Savaşı'nı henüz kazanmamışız ama, eli kulağında...
Bunun için tek şart var: Büyük Taarruz'un başlayacağı tarihin, kuvvet komutanlarına iletilmesi...
O günlerde, telgraf emirleri İstanbul hükümetine ya da işgal kuvvetlerine iletildiği için, bu yol tehlikeli... Kuryelerden de zaman zaman fireler çıkıyor. Bu nedenle çok gizli emirlerin, doğrudan muhataplarına tek elden verilmesi şart.
Kumandanlar bir araya toplanıp kararlaştırsalar, düşman uyanıp tedbir alacak. Bu nedenle, sanki hiçbir şey olmuyormuş gibi, bir havanın estirilmesi gerekiyor.
İşte, Türk futbolu, burada görevine başlıyor... Bakalım neler yapacak?
1922 yılının temmuz ortalarındayız demiştik... Anadolu Ajansı, Anadolu'daki Atatürk'e bağlı ordu birliklerinin katılacağı bir futbol turnuvası düzenlendiğini haber veriyor.
Final maçını, 1. ve 2. Ordu takımları oynayacaktı.
Ajans, bu turnuvaya özellikle önem veriyor. Bu finalle ilgili, çok sık haberler yayınlanıyor. Anadolu'daki halk da yavaş yavaş işin heyecanına girmişti... Giderek merak artıyor. Ajans, daha sonra Atatürk'ün ve tüm kuvvet komutanlarının bu final maçını izlemek için Akşehir'e geleceğini duyuruyor... O sırada, İzmir'i işgal altında tutan Yunanlılar, bu futbol ilgisi karşısında alaylı alaylı gülüşüyorlar...
İşgal ordusunun İngiliz generali Charles H. Sherril, yayınladığı anı kitabında, o günleri şöyle anlatıyor:
"Bu büyük futbol maçıyla ilgili haberler, gazetelerde ön planda yer alıyordu. Bu durumdan, Yunanlılar da hoşnut görünüyordu. Zira, Türk ordusunun, hiç olmazsa, yakın bir gelecekte, herhangi bir harekâtta bulunması söz konusu olmayacaktı. Çünkü Türkler, şimdilik yalnızca futbolla ilgileniyordu."

FİNALDE PLAN TARTIŞILIYOR...

Anlayacağınız, Atatürk'ün taktiği tutmuştu... Kendisinin ve bütün komutanlarının Akşehir'de toplanması, şüpheye yol açmayacaktı.
... Ve nihayet, final günü gelip çatmıştı. Akşehirliler, maçın oynanacağı sahayı hıncahınç doldurmuştu. 28 Temmuz 1922 tarihini unutmaları mümkün müydü?... Gazi Mustafa Kemal, yanında Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, 1. Ordu Komutanı Nurettin Paşa ve 2. Ordu Komutanı Yakup Şevki Paşa ile birlikte, aynı anda sahaya geldi. Coşkun sevgi gösterileri içinde, kendilerine ayrılan özel tribüne yerleştiler.
Atatürk ve komutanlar, maçı seyrediyormuş gibi görünüp birlikte oyunu tartışıyorlarmış gibi bir havadaydılar. Halbuki o sırada, Atatürk kuvvet komutanlarına, Büyük Taarruz'un 22 Ağustos'ta başlayacağını dikte ediyordu.
Emir anlaşılmıştı... Ve bu bilginin başka yere sızması, asla mümkün değildi. Çünkü çok gizli tarihi, yalnızca onlar biliyordu. Akşehir'deki bu final maçında tribünde verilen "Büyük Taarruz" emrinden, hükümetin bile haberi olmamıştı. Atatürk, Akşehir'deki o günden Nutuk'ta şöyle söz ediyor:
"O final maçında verdiğim taarruz emrinin tarihini, Vekiller Heyeti'ne de bildirmemiştik. Artık, onlara resmî olarak duyurmanın zamanı gelmişti..."
Görüldüğü gibi; her şey planlandığı şekilde olmuştu. Hiç kimse, Türk ordusundaki büyük gelişmelerden bilgi sahibi değildi... Oysa ülke, bu maçtan sadece bir ay sonra, kesin zafere kavuşacaktı.
Böylece, Atatürk'ün resmî sıfatla hayatında seyrettiği ilk ve tek futbol maçı, Türkiye'nin kaderini değiştirmişti.

FUTBOLUN STRATEJİK MİSYONU...

Futbol, ülkenin kurtarılmasındaki son misyonunu da tamamlamıştı... 30 şehit, sayısız gazi vermişti... Akşehir'deki stratejik görevi ile de, Kurtuluş Savaşı'na imzasını atmıştı. İstanbul'un işgal yılların da; Fenerbahçe'nin Fransız ve İngilizler'le yaptığı maçlar; futbol maçından çok, bağımsızlık savaşı gibiydi. Fener kazandıkça, zafer kazanılmış gibiydi...
Savaşlar sırasında 11 futbolcusunu kaybeden Fenerbahçe; bu haliyle bile işgal ordularının futbol takımlarına kan kusturuyordu. Onları yeniyor, yeniyor, yeniyordu...
İngilizler ve Fransızlar, "Belki bu sefer yeneriz" diye durmadan Fenerbahçe ile maç alıyor, her seferinde hüsrana uğruyorlardı. Fenerbahçe, yaptığı 50 maçtan 47'sini kazanmıştı.


Atatürk, Gazi futbolcunun şiirini okuyor.

SENE, 1932...
Ay, âşıkâne bir eylül hüznü...
Gün, belirsiz...
Zaman, alacakaranlığın, günün son ışık kırıntılarını süpürdüğü bir an... Emin Bülent Bey, eski İstanbul gecelerinin ağır, vakur ve içine kapanık dünyasına, bir kere daha girmeye hazırlanıyor.
Mutfaktan firar eden yemek kokusu, yaklaşan bir lezzetin ilk habercisi... Emin Bülent Bey, bazen yemeği düşünmenin, onu yemekten daha fazla haz verdiğini keşfedenlerden...
Arka arkaya patlak veren zorlu savaş yıllarının kıtlık acısını çekenler, sonraki sofraların kıymetini bilir olduIar. Emin Bülent de az çekmemişti. Hem Galatasaray'da futbol oynuyor, hem cephede savaşıyordu.
Takım arkadaşları Hasnun Galip'ler, Neşet'ler, İdris'ler, Celâl'ler, Abdurrahman'lar, Asım'lar, bir bir yere inmişlerdi. Sıra, kendisine de gelecekti, ama düşman onu hep ıskalıyordu. Bu yüzden, hayatta kaldı...
Futbolcu arkadaşlarını cephede şehit bırakmış biri olarak, onların acısını hep yaşadı... Onların ruhlarına ithaf ettiği, bir de şür yazdı.

ATATÜRK'ÜN YEMEĞİNE DAVET

Söylemeyi unuttuk; Emin Bülent hem top oynamış, hem cepheye koşmuş bir gazi idi ama, onlar kadar önemli bir şairdi de. Düşmana kinini "Kin" şiirinde döktü... Kendi mısralarıyla, "Dağlar lisana gelse de, anlatsa hepsini - Binlerce can dirilse de, nakletse geçmişi..:"
Bir an geçmişe dalan Emin Bülent, vurulan kapı tokmağı ile birden irkildi... Gelen Ruşen Eşref Ünaydın'dı.
"Gazi Hazretleri, yarın akşam Dolmabahçe Sarayı'nda bir yemek verecek, benim delâletimle, seni de davet ediyor" diyordu...
Atatürk'ün yemeğine çağrılmak ne büyük bir şeref!
Yemek, Türk Dil Kurultayı'nın toplanması dolayısıyla veriliyordu. Şair, futbolcu ve gazi Emin Bülent, hatırlanmış olmanın gururuyla, yemeğe büyük bir keyifle gitti.
Görkemli salon, ülkenin kalburüstü isimlerini bir araya toplamıştı... Herkesin gözü, Atatürk'ün üzerindeydi.
Yemeğin ortalarına doğru, Gazi ayağa kalktı ve bir an etrafına bakındıktan sonra, şu iki mısrayı okudu:
"Garbın cebin'i, zalim, affetmedim seni...
Türk'üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi..."

Atatürk'ün ağzından dökülen bu mısraları duyan Emin Bülent, bir anda buz gibi kesti... Ardından soğuk terler döktü.

TÜRK SPORU İÇİN ONURLU GECE

Şaşırmıştı. Şoke olmuştu...
Çünkü, bu mısralar kendisine aitti... Üstelik, Atatürk ezberden söylüyordu. Mustafa Kemal, bu iki mısrayı okuduktan sonra, şiirin, şiirin tamamını söylemesi için, Emin Bülent'i yanına davet etti.
Galatasaray'ın eski futbolcusu; Çanakkale Savaşları'nda şehit düşen arkadaşları için yazdığı şiirini, Mustafa Kemal'in yanında yüksek sesle okudu. Şiir çok beğenilmişti. Emin Bülent; bu onurlu gecenin duygu ağırlığı içinde, gözlerinde isyana kalkan yaşları zorlukla içinde tutabildi.
Ruşen Eşref Ünaydın; hatıralarında Atatürk'ün bu şiiri çok sevdiğini belirtiyor ve "Gazi, bu mısraları bağıra bağıra sık sık okuduğunu bize anlatır, bunu söylerken de, 'Kin' adlı şiiri o derece severdi" diye yazıyordu.
O gece, şeref konukları arasında Ruşen Eşref Bey de vardı. "Futbol Şehitleri" Atatürk'ün isteği ile, Türk Dil Kurultay'ı yemeğinde tazimle anılmıştı. Türk sporu için, onurlu bir geceydi.

fenerbahce2.jpg (15399 bytes)

Şehitler Çoğalınca Fenerbahçe Çocuklaştı. Uzun, yorucu ve acımasız savaş yılları ülkeyi olduğu kadar futbol takımlarını da yıpratıyordu. Cepheye giden futbolcular bir bir şehit olunca, ligler çocuk yaştaki futbolcularla oynanmaya başladı. Fotoğraftaki Fenerbahçe kadrosu 14-16 yaşlarından oluşuyor. Ayakta ellerini göğsüne dayamış olan şehit Arif, sol yanındakiler ise kaptan Galip ve Sabri'ydi... Onlar cepheden gelip Fenerbahçe'yi iyice çocuk olmaktan kurtarıyordu.

İstanbul'daki İngiliz Orduları Başkomutanı General Harrington, duruma sinirleniyor ve Fenerbahçe'nin mutlaka ezilmesini istiyordu. İngiltere'den Liverpool'un kalecisini de getirterek oluşturulan bir takımla, sarı-lacivertlileri yenmeyi düşündüler. Harrington, kendi adına, Londra'da bir metrelik büyük bir kupa yaptırdı. Ancak, hiçbir şey kâr etmedi ve Harrington Kupası'nı, işgal karmasını 2-1 yenen Fenerbahçe aldı!... Toplantı ve yürüyüş yasağına rağmen, halk sahaya dolmuş ve Fenerbahçeliler'i, omuzlarında Tünel'e kadar taşımışlardı.
O günlerin Fenerbahçe'sinde genç takım oyuncusu olan Bedri Gürsoy, bu muhteşem günlerin, hayatta kalan tek tanığı... Nemli gözlerle, o günleri anlatırken, "Hem havan topuyla, hem futbol topuyla savaş kazanan tek ülke biziz" diyordu...
Şehitlerimiz var... Şahitlerimiz var...
Futbolda birçok ülke "Dünya şampiyonu" oldu ama; hiçbir ülkenin futbolu bizimki gibi "Kahraman" olamadı.
Sağolasın Türk futbolu!

ataturk.jpg (10602 bytes)
Başkumandan Gazi Mustafa Kemal, Büyük Taarruz'dan önce cephede ordularını teftiş ederek emirler verirken...

[2. Bölüm]

Yazan: Ali Sami Alkış
Kaynak: Hürriyet Gazetesi - Temmuz 1992

Bu sayfalar Alper Duruk tarafından hazırlanmaktadır.

ALPER DURUK'UN SAYFASI | FUTBOL VERI BANKASI | TURK FUTBOLU ARSIVI