BİR DİNOZOR'UN FENERBAHÇE ANILARI, ERSİN ARISOY

2.BÖLÜM - İZLEYEBİLDİĞİM KADARIYLA LEFTER KÜÇÜKANDONİADİS




Yayınlanış tarihi: 19 Şubat 2005
Yazan: Ersin Arısoy
İletişim adresi: earisoy@bahcesehir.edu.tr


İzleyebildiğim kadarıyla Lefter Küçükandoniadis

Ben Lefter'i uzun süre izleyebilmiş mutlu insanlardan birisiyim. Lefter'in Fenerbahçe'de oynamaya başladığı 1948 yılında ilkokulun üçüncü sınıfındaydım. Lefter'in futbolu bıraktığı 1964 yılında ise üniversiteyi bitirip meslek yaşamıma başlamıştım. Sayın Rüştü Dağlaroğlu'nun "Fenerbahçe Tarihi"nden anımsadığıma göre Lefter'in Fenerbahçeye gelişi şöyle olur:

1948 yılında Fenerbahçe'nin efsanevi kalecisi ve kaptanı Cihat Arman'ın askerliği gündeme gelir, yedeği Erdal Kocaçimen sakatlanmış takım da kalecisiz kalma tehlikesiyle karşılaşmıştır. (Aslında nedenler değişik olsa da bugünkünden pek de farklı bir durum değil.) O sıralarda Beyoğluspor'da Lui ya da Toni Şalabi adında yetenekli bir kaleci vardır. Sanırım bu Şalabi, Saint-Joseph 1956 mezunu, milli voleybolcu Sami Şalabi ağabeyimizin ağabeyidir. Fenerbahçe bu kaleciyi renklerine bağlamak ister ve Sayın Dağlaroğlu Beyoğluspor idarecileri ile pazarlığa gider. Aldığı yanıt şöyledir:

"Rüştü Bey! Tamam biz size Şalabi'yi veririz, bir sorun da çıkarmayız. Ancak öyle bir  futbolcu biliyoruz ki, tam Fenerbahçe için yaratılmış. Sakın kaçırmayın!"

Sayın Dağlaroğlu bu futbolcunun kim olduğunu sorar. Lefter adındaki bu genç Taksim takımında oynarken askere alınmış ve Diyarbakır'da bulunmakta imiş. Rüştü Bey Diyarbakır'a gider, terhis aşamasındaki Lefter'i bulur ve İstanbul'a getirip ilk antrenmana çıkartır. Macar antrenör Ignace Molnar Lefter'i A takımı karşısında B takımında oynatır. Sonuç oldukça ilginçtir. B takımının 4-1 kazandığı maçta B takımının tüm gollerini Lefter atar. Ve o günden sonra ortalıktan kaybolur. Fenerbahçeli yöneticiler telaşa kapılırlar. Diğer takımlardan gizledikleri Lefter'in kaçırıldığını sanırlar. Tüm İstanbul'u ararlar ve sonunda Büyükada'da bir evde bulurlar. Neden ve kimden kaçtığını sorarlar. Lefter'in yanıtı oldukça ilginçtir:

"A takımına 4 gol birden atınca çok utandım!"

Takıma doğrudan giren Lefter İtalya ve Fransa'da  oynadığı yıllar dışında Fenerbahçe'de sürekli yer aldı, sayısız goller attı, gol krallıkları yaşadı, şampiyonluklara katkıda bulundu, kaptanlık yaptı, milli takımda ilk ellinci kez formayı giyen oldu. Hakan ortaya çıkana kadar da milli takım gol kralıydı. Ancak Lefter'in futbol oynadığı yıllarda günümüzdeki kadar çok milli maç oynanmıyordu. Yoksa o da forma giyme sayısını yüzün üzerine çıkartır, gol yarışında da Hakan'ı geçerdi. Milli takıma Turgay'dan önce kaptan olması gerekiyordu ama Turgay'ın GS'li olma ayrıcalığı vardı. Turgay'ın oynamadığı maçlarda mili takım kaptanlığı görevini yürüttü.

Anımsadığım önemli gollerine gelince:

·        Milli takımımız İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra ilk milli maçını 23 Nisan 1948'de Atina'da Yunanistan ile yapar. 3-1 kazandığımız bu maçta ikinci golümüzü Lefter atar. (İlk gol yine bir Fenerbahçeli Küçük Fikret'ten, üçüncü gol ise Beşiktaşlı Şükrü Gülesin'den gelir.) Takımda çoğunluk Fenerbahçededir ve anımsadığım kadarıyla kadro şöyledir: Cihat Arman (FB-Kaptan) - Murat Alyüz (FB), Vedii Tosuncuk (BJK-bizim Nezihi'nin ağabeyi) - Selahattin Torkal (FB), Bülent Eken (GS), Hüseyin Saygun (Vefa) - Fikret Kırcan (FB), Erol Keskin (FB), Ahmet Erol (FB) [Şükrü Gülesin (BJK)], Lefter Küçükandoniadis (FB), Şükrü Gülesin (BJK) [Halit Deringör (FB)]. Saha kenarına yerleştirilmiş Yunanlı savaş gazileri Lefter'e sürekli küfür etmektedir. Bu yüzden taç ve korner atmaya hiç gitmez. Üç gün sonra İstanbul - Atina karmaları arasında ikinci bir maç oynanır. İstanbul karması milli takım yedeklerinden oluşturulur. İlk devrenin sonlarına doğru Atina karması 2-1 galip durumdadır, tribünde seyirciler marşlar söylemekte ve Lefter'e alaycı göndermeler yapmaktadır. Lefter yöneticilere söyleyerek takıma girmek ister, girer girmez de beraberlik golünü atar. İkinci devrede iki gol daha çıkartır, bir gol de anımsayamadığım başka bir oyuncudan gelince maçı 5-2 kazanırız. Yıllar sonra bir röportajda kendisine en heyecanlandığı maçlar sorulunca "Irkıma karşı ulusumu temsil ettiğim Yunanistan maçları" der.

·        50'li yılların başında İstanbul'a "Desportes" adında bir Brezilya takımı gelir. Türkiye röveşata golleriyle Desportes maçlarında, özellikle Pinga adlı futbolcuyla tanışır. (O zamanlar röveşatanın adı makastır). Desportes - GS maçında Coşkun Özarı bir yumrukta bu Pinga'nın dişlerini kıracaktır. Desportes tüm maçlarını kazanır. Fenerbahçe de bu furyadan kısmetine düşeni alır ve 1-3 yenilir. Ancak Fenerbahçe'nin golünü Lefter 30 - 35 metreden attığı bir şutla yapar. Maçtan sonra Brezilyalılar "Bu gol Brezilya'da atılsa sabahlara kadar sokaklarda fener alayları yapılır." derler.

·        50'li yıllarda penaltı atışlarında kaleciler gözleri kapalı bir köşeye plonjon yapmazlar. Bir Fenerbahçe - Vefa (Vefa o zamanlar dördüncü büyük takım) maçında Lefter penaltı atışında kaleci Orhan'ı ilk kez ters tarafa yatırır. Orhan bu olayı onur konusu yapar, evine kapanır ve günlerce sokağa çıkamaz.

·        Yine 50'li yıllarda "Atletico de Rio" adında bir Brezilya takımı daha gelir. Bu takım Desportes kadar güçlü değildir. Fenerbahçe bu takımı 5-2 yener. Gollerden birini Lefter santradan kaptığı topla kaleci dahil tüm rakipleri çalımlayarak atar. Çalım attığı tüm futbolcular ve de bir Brezilyalı olan orta hakem sırayla Lefter'in elini sıkarak kutlarlar.

·        Ünlü 3-1 lik Macaristan milli maçında biri penaltıdan olmak üzere iki gol atar.(O Macaristan takımı benim futbolla ilgili olduğum 56 yıl içinde TV'dekiler dahil izlediğim en büyük takımdır.) Oyun 3-1 sürerken yine üç dört kişiyi çalımladıktan sonra ceza sahasına girmeden çektiği ve direği yalayarak auta çıkan bir şutu vardır. Maçtan sonra Yugoslav hakem ve tüm Macar futbolcular tarafından Avrupa'nın en iyi solaçığı diye nitelendirilir.

·        1950'lerde bir İstanbulspor maçında Fenerbahçe frikik kazanır. İstanbulspor kalesinde bir Saint-Joseph'li olan Sabih ağabeyimiz vardır. Sabih ağabey sağ tarafa baraj yaptırır, kendisi de sol kale direğine yaklaşık 1 metre uzaklıkta yer alır, topu barajın daha da sağından beklemekte ve o yöne doğru vaziyet almaktadır. Durumu farkeden Lefter topu barajın solundan, kaleci ile direk arasındaki 1 metreden geçirir ve golünü atar.

·        Spor tarihimizde Portekiz milli takımına karşı bugüne kadar tek yengimiz olan 1956 yılındaki maçta ilk yarıyı 0-1 yenik kapatırız. İkinci devre başlarında ceza sahası dışından Portekiz kalesine bir şut atar. Kaleci uzanır ve topu yumruklar. Top kornere doğru yol almaktadır. Lefter koşar ve topu korner çizgisi ile 6 pas (kale sahası) çizgisinin birleştiği noktanın bir karış öncesinden havalandırmadan kaleye doğru çevirir. Tüm fizik kurallarını altüst eden top falso da almaksızın doğrudan Portekiz filelerine beraberlik golümüz olarak takılır. Daha sonra atılan iki golle de maçı 3-1 kazanırız.

·        1959 yılında  katıldığımız ilk Şampiyon Kulüpler Kupasında birinci turda Macar Czepel takımını İstanbul'da 1-1 (Gol Can Bartu) berabere kaldıktan sonra Budapeşte'de 3-2 (Goller Lefter, Şeref Has, Avni Kalkavan) yenerek ikinci tura çıkarız. Bu turdaki rakibimiz Fransa şampiyonu Nice'tir. Bu maç öncesi satın aldığım L'Equipe gazetesinde Fransızlar şöyle yazmaktadır: "Les Turcs n'accordent pas la moindre chance à Nice devant Fenerbahçe, leur idole. - Türkler taparcasına sevdikleri Fenerbahçe karşısında Nice'e hiç şans tanımıyorlar." İstanbul'daki maçı Fenerbahçe 2-1 (Goller Can Bartu, Şeref Has) kazanır. Nice'teki maçta Nice 2-0 önde iken 90. dakikada Fenerbahçe penaltı kazanır. Tüm futbolcular heyecandan bembeyaz kesilmiştir. Kimse penaltıyı atmaya cesaret edememektedir. Lefter topu alır, penaltı noktasına koyar ve fazla gerilmeden bir plase ile Nice kalecisi Lamia'nın soluna bırakır. Maç 2-1 sonuçlanır. O zamanın kurallarına göre tarafsız sahada üçüncü maç oynanacaktır. Üçüncü maçın sonucunu sormayın.

·        1960 yılında Ankara'da oynanan ve 4-2 kazandığımız İskoçya milli maçında da iki gol atar. Lefter'in ikinci golü takımın üçüncü golüdür ve ikinci golün şaşkınlığını yaşayan kalecinin durumunun farkına varıp 40 metreden attığı şutla kaydedilir. Dördüncü golden hemen sonra 40 metreden bir şut daha çıkartır. Sağ direğe çarpan top falso alarak sol direğin yanından auta çıkar. Maçın Avusturyalı hakemi maçtan sonra Lefter için "Futbolun Profesörü" der. Sevgili Manol da (O yılların Fenerbahçe amigosu) profesörlüğü daha da ileri götürür ve Lefter'i "Ordinaryüs" yapar. O günden sonra da Lefter'in lakabı "Ordinaryüs" olur.

·        1960'larda bir Beşiktaş maçında attığı penaltıyı Beşiktaş kalecisi Varol kurtarır ve kendisiyle dalga geçmeye başlar. Beş dakika sonra kazanılan korneri Lefter Varol'un üzerinden aşırarak doğrudan gole çevirir ve maçı Fenerbahçe 2-0 kazanır.

·        1954 Dünya Kupası maçında yine bir Fenerbahçeli Burhan Sargın (Canavar Burhan)'ın golleri ve de kura şansıyla elediğimiz bir önceki kupanın dördüncüsü İspanya ile İstanbul'da oynadığımız maçta (Türkiye 1 İspanya 0; Gol Burhan) İspanyollar'ın kadrosunda Macar asıllı santrofor Kubala da bulunmaktadır. Kubala bir futbol cambazıdır. Topu iki ayağı arasına alır ve üzerinden atlaya atlaya önüne gelen futbolcumuza çalım atmaktadır. Lefter Kubala'yı numaralı tribün önünde sıkıştırır (Maç İnönü Stadında oynanmaktadır), ayağındaki topu kapar ve aynı numarayı Kubala'ya yapar. Tribünler tezahürattan yıkılmak üzeredir.

·        Dünya kupası finallerinde atılan 400.cü gol Lefter'in Federal Almanya maçında attığı ikinci golümüzdür. Maçı maalesef 2-7 yitiririz ancak Lefter bu onura erişir.

Lefter ile ilgili kişisel bir anıma değinerek bu yazıyı noktalamak isterim. 1980-83 yılları arasında rastlantıların büyük lütfu ve de yardımı ile Atina'da bir Suudi Arabistan bürosunda çalıştım. 150 kişilik büromuzda benden başka karı koca bir Türk çifti daha vardı ve onlar da Fenerbahçeli idi. İstanbul'un çocukluk zamanlarımdaki halini anımsatan Atina'da biz üç Türk sürekli o taverna senin, bu meyhane benim gecemizi gece ediyorduk. Bu gecelerden birinde Paleo Faliron'da (Atina'nın İstanbullu Rumlarla meskun semti - Herkes Türkçe bilir ve konuşur) Capri Lokantasında demlenirken masalardan birinde Lefter'i andıran birini gördük. Şef garson Yani'ye sorduk. "Ta kendisi" diye yanıtladı. Ne içtiğini sorduk. Beyaz Demastika (Bir Yunan şarap markası) dedi. Biz de kendisine bir şişe beyaz Demastika gönderdik. Şarap masasına geldiğinde kadehini doldurdu ve bizlere dönerek Rumca "sağlığınıza" dedi. Biz Türkçe "Şerefine Büyük Ordinaryüs" diye yanıtladık. Hemen kalkarak masamıza geldi. İstanbullu olduğumuzu öğrenince gözleri dolar gibi oldu. İsviçre'deki teyzelerini ziyaret etmiş. Otomobille geri dönerken Atina'daki akrabalarına uğramış. "Fenerbahçemiz hiç de iyi bir durumda değil" diyerek dert yandı. Sanırım o yıl averajla küme düşmekten kurtulmuş ama ertesi yıl da şampiyon olmuştuk. Birbirimize sarıldık, öpüştük ve ayrıldık. Bu olay anılarımın en değerlisi olarak belleğimde yer almaktadır.


[ İndeks ]
[ 1.Bölüm: Neden Fenerbahçe ? ]
[ 3.Bölüm: Küçük Şeytanlar ]
[ 4.Bölüm: Ve Kaleci Şükrü Ersoy Santraya Kadar Takla Attı ]
[ 5.Bölüm: Cim Bom Bom ile ilk yakından temas ]
[ 6.Bölüm: BJK ile ilk yakından temas ]
[ 7.Bölüm: Ne zaman Molnar geliyö ! Fenerbahçe şampiyon olüyö ! ]
[ 8.Bölüm: 1950-1954 Dünya Kupaları ]
[ 9.Bölüm: 1960 yılı, İskoçya milli maçı ve Cemal Gürsel Kupası ]
[ 10.Bölüm: Atina'dan şeytan geçti ]
[ 11.Bölüm: Asım Ferhatoviç ]
[ 12.Bölüm: O ilk gün ]

[ Fenerbahçe Yayınları ]

Bu sayfalar Alper Duruk tarafından hazırlanmaktadır.

ALPER DURUK'UN SAYFASI | FUTBOL VERI BANKASI | TURK FUTBOLU ARSIVI